SOSYOLOJİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

SOSYOLOJİ

Mesaj  yelda Bir Salı Eyl. 11, 2007 1:22 pm

Tanım

Sosyoloji; “Toplum Bilimi” veya “sosyal olayların bilimi” ya da “sosyal örgütlenme ve sosyal değişimler bilimi” olarak da bilinmektedir.

Sosyoloji, sosyal hayatımızda var olan sosyal gerçekleri (sosyal hadiseler ve olgular), insanların meydana getirdiği grupları, grupların davranışlarını ve sosyal kurumları olduğu gibi inceleyen pozitif bir sosyal bilim dalıdır. Bir başka ifadeyle, sosyoloji, bir takım varsayımlardan çok; var olan gerçekleri ortaya koymaya çalışan, sosyal gerçeğe eğilen bir ilimdir.

Geniş anlamıyla sosyoloji, insanların birbirleriyle kurdukları sosyal münasebetleri, sosyal gruplar, kurumlar ve örgütler arasındaki münasebetleri, toplu eylem, toplu direniş gibi topluluk ve fert davranışlarını, değişik düzeylerde bütün sosyal etkileşim biçimlerini, sosyal yapı özelliklerini ve bu yapıda ortaya çıkabilecek değişme temayüllerini belirli bir yöntem dahilinde inceleyen, sosyal gerçekleri ve süreçleri sistematik ve bilimsel olarak mercek altına alan bir bilim dalıdır.

Sosyoloji, fertten ziyâde toplumun aynasıdır. İnsanın, sosyal diye vasıflandırabileceğimiz bütün davranışları, sosyolojinin ilgi alanına girmektedir. Her ne kadar insan ruhuna pek yakın olan ilgi alanlarını, değerleri ve duyguları ihtiva eden sorunları ele alıyorsa da, sosyoloji, bir şeyin iyiliği veya kötülüğü, uygunluğu veya uygunsuzluğu gibi hususlarda yargıda bulunmaktan uzak durmaya, yani tarafsız kalmaya gayret etmektedir.

SOSYOLOJİNİN TANIMI

Toplum yasaminin olusumunu, kosullarini, isleyisini degisimini objektif bir sekilde sosyal bütünlük içerisinde inceleyen bilim dali olarak bilinen sosyoloji; en genel anlamda, toplum içinde yer alan sosyal gruplari, sosyal siniflari, ekonomik, politik, sosyal, dinsel, ve hukuksal kurumlari; nufusu, örf, adet, deger norm ve inançlari tüm bunlar arasindaki karsilikli iliskileri tüm bu unsurlardaki degismeleri inceler ve açiklamaya çalisir.

Bunlara ilaveten sosyolojinin içerdigi bilgi oldukça genis ve farklilasmis fenomenler alaninin genis bir bölümünü kapsar. Örnegin;aileler, kilise, cami ve mezhepler, yerel ve siyasal birlikler, yerel etnik ve ulusal topluluklar vb. gibi kurumlar içerisinde bireylerin davranislari gibi bireyler arasindaki iliskilerin kaliplari,kurumlar ve topluluklarin isleyisinde yapinin ve otoritenin rolü, topluluk ve kurumlarin gelir ve statü veya saygi ile ilgileri,toplumlarin tabakalasmasi, bireylerin eylemlerinde ve topluluklarin, kurumlarin ve toplumlarin isleyisinde bilissel ve normatif inançlarin rolü gibi...

_________________
avatar
yelda
Genel Moderatör
Genel Moderatör

Mesaj Sayısı : 2243
Nereden Katılıyor? : İstanbul Avrupa Yakası
Kayıt tarihi : 02/07/07

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: SOSYOLOJİ

Mesaj  FARUK 23 Bir Perş. Eyl. 13, 2007 4:38 pm

ÜNİVERSİTEDE EN ÇOK OKUMAK İSTEDİĞİM BÖLÜM SOSYOLOJİYDİ.
avatar
FARUK 23
Hudut Kartalı
Hudut Kartalı

Mesaj Sayısı : 731
Kayıt tarihi : 03/07/07

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: SOSYOLOJİ

Mesaj  FARUK 23 Bir Paz Eyl. 30, 2007 11:42 am

SOSYOLOJİ


Sosyoloji, iki terimden müteşekkildir: Latince Socius (arkadaş) ve ology (incele­me). Bu, arkadaşlık sürecinin incelenmesi demektir. Buna göre sosyoloji, sosyal iliş­kilerin temellerinin incelenmesi şeklinde tanımlanabilir. Daha teknik olarak sosyoloji, sosyal etkileşim sonucu kurulmuş haliyle sosyal ilişkilerin yapısının analiz edilmesi­dir. Ama dört başı mamur bir sosyoloji tanı­mının, bu disiplinin özelliği olan perspektif çeşitliliği göz önünde tutulursa, yapılma­sındaki güçlük ortaya çıkar.

Sosyoloji, halihazır durumunda toplu­mun tamamını ve kurumlarını incelemek suretiyle elde edilen sistematik olmayan bir bilgi topluluğudur. Sosyolojinin ihtiva etti­ği bilgi, oldukça geniş ve farklılaşmış feno­menler alanın geniş bir bölümünü kapsar; örneğin aileler, kilise ve mezhepler, atölye­ler, silahlı kuvvetler, yerel ve siyasal birlik­ler, bölgesel, etnik ve millî topluluklar vb. gibi kurumlar içerisinde bireylerin davranı­şı gibi bireyler arasındaki ilişkilerin kalıpla­rı; kurumlar ve toplulukların işleyişinde ya­pının ve otoritenin rolü; topluluk ve kurum­ların gelir ve statü veya saygı İle ilgileri; toplumların tabakalaşması; bireylerin ey­lemlerinde ve toplulukların, kurumların ve toplumların işleyişinde bilişsel ve normatif inançların rolü gibi.

Sosyolojik bilginin düzenlenişi parçalı­dır en soyut ve genelleştirilmiş veya teorik olandan en somut ve tasvirî olana kadar pek çok özellik düzeylerine sahiptir. Sosyolojik bilginin, güvenilirlik ve kesinlik derecesi değişmektedir. Sosyologlar, sosyolojik bil­ginin doğruluğunu artırmak için gözlem ve analiz tekniklerini diğer disiplinlerden ödünç alırlar, ya da icat ederler.

Sosyolojik bilgi, nedensel bağıntıların, yahut da incelenen fenomenler arasındaki bağımlılık bağıntılarının bilgisidir. Sosyo­loglar motivleri, ruh halleri, 'sosyal1 şartlara dayanarak fenomenleri açıklamaya çalışır­lar

.
avatar
FARUK 23
Hudut Kartalı
Hudut Kartalı

Mesaj Sayısı : 731
Kayıt tarihi : 03/07/07

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: SOSYOLOJİ

Mesaj  FARUK 23 Bir Paz Eyl. 30, 2007 11:43 am

Sosyolojinin Meşruiyeti


Sosyoloji kelimesinin Auguste Comte tarafından icad edildiğinden bu yana sosyo­loglar, metodlannda daha bilimsel, göz­lemlerinin yorumlanmasında ise daha siste­matik olmaya gayret etmişlerdir. Onlar Aristoteles'in Politika ve Nikomakos Ahla-kı'nûa ya da Tukidides ve Tacitus ile Mak-yavelli ve Guicciardini, Fârâbî'nin Medine-tu'İ-Fâdıia'smĞA ve diğer birçoklarının eserlerinde bulunabilecek çeşitli yönetim biçimleri, bunların doğuş ve çöküşü hak­kında yahut insanın davranışı ve güdüleri hakkında düzenli olmayan oldukça derin­likli gözlemlerden tatmin olmazlar. Siyaset ve ahlak felsefesi, büyük tarihî eserler, bü­yük ve daha az önemli edebiyat eserleri,, özünde terimin anlaşılmaya başlandığı şek­liyle pekala 'sosyolojik' olarak değerlendi­rilebilecek birçok derin kavrayışlar ve ge­nellemeler içerirler. Ne var ki, bunlar sos­yolog için yeterli olmaktan uzaktır. Sosyo­lojinin bilimsel bir disiplin haline gelme­sinden çok önceleri -bazı tutkulu sosyolog­ların kendilerini ona göre ölçtükleri tabiat bilimleri ve özellikle fizik bilimlerinin stan­dardına göre sosyoloji bilimsel değildir -sosyolojinin öz ve metod bakımından an­cak daha sistematik ve daha bilimsel olması halinde meşru olacağı şeklinde bir kanaat hakimdir. Bilimsel olma ve toplumu daha derinden ve daha tutarlı bir şekilde anlama tutkusu, sosyoloji'nin gelişimi için tek itici güç olmamıştır. Ünlü sosyologlar, sosyolo­jik çalışma yapmanın meşruiyetinin, yöne­ticilerin zihinlerinin ve kamuoyunun 'çare' ve çözüm bekleyen pratik "sosyal problem-ler"e ilişkin aydınlatılması olduğu kanaa-tindedirler. Comtc'un Savoirpourpre'voir pour pourvoir diktumu, sosyologlar tara­fından disiplinlerini ve kendi çalışmalarını haklı göstermek amacıyla şu ya da bu şek­liyle hala benimsenmektedir. Her ne kadar sosyolojik bilginin pratiğe uygulanması ciddi ahlaki problemler doğurmaktaysa da, sosyolojik bilginin pratik eylemlerde uygu­lanması gerektiği inancı, kusursuz bir şekil­de onun, metodlan ve dolayısıyla açıklama, yorum ve teorileri bakımından bilimsel ol­ması gerektiği inancıyla tutarlılık arzet-mektedir. Aslında birçok sosyolog, sosyo­lojik bilginin bilimsel ve sistematik olması şartlarıyla, pratik eyleme etkili bir şekilde 'uygulanabileceğine inanırlar.

Konularının bilimsel niteliğini artırma­ya çalışmak için XIX. yüzyılda çağdaş sos­yologların öncülerini yönlendiren sadece, toplum ve onu teşkil eden kısımlara dair bil­giyi daha güvenilir, daha kesin ve daha sis­tematik kılma çabasından ibaret değildi. Onlar aynı zamanda hakim entelleklüel ka­naate ve bazı ülkelerde akademik dünyaya bu bilgiyi kabul edilebilir halde sunmak İs­tiyorlardı. Kendilerinin sosyolog oldukları­nı düşünen iki önde gelen filozof Auguste Comte ve Herbert Spencer, sosyolojiyi mutlaka üniversitelerde okutulup Öğretile­cek bir konu olarak düşünüyorlardı. XIX. yüzyılın sonlan ile yirminci yüzyılın ilk ya­rısında, üniversiteler entellektüel kurumlar arasında gözde bir kurum olmaya başlayıp, bilimin ve araştırmacılığın amatörce ve za­naat olarak yapılması (uygulanması) zayıf­ladığında, sosyoloji taraftarlarının akade­mik yeterliliklerini kanıtlamaları gerekti. Bu, kendi alanlarını bilimsel yapmaları ve onun bilimsel olduğuna başkalarını inan­dırmaları için ek bir güdü oldu. Ne var ki, sosyolojinin bilimsel olduğu ispat edilmiş

olsaydı bile, bu kez onun daha önce üniver­sitelerde yerleşmiş bulunan disiplinlerin uğraştığı şeyden farkının ne olduğu ikna edici bir şekilde ispatlanamayacaktı.

Sosyoloji, XIX. yüzyılda kendi inceleme konusuna ve bir araştırma sahasına sahip olmuştu; modern toplumların suçlularını aşağılan m ışl arı ve mazlumları, âcizleri, toplumdan ihraç edilmiş kişileri ve yoksul­ları inceleyecekti. Onsekizinci yüzyıl ile yirminci yüzyılın başlarının en önemli de­neysel araştırma konulan bunlar idi. Louis Rene" Villerme, Hcnry Mayhew, Eiler Sundt, Charles Booüı ve Secbohn Rown-tree'nin sörvcylcrinden Thomas ve Znani-eeki'nin The Polish Peasant İn Europe and America (1916) (Avrupa ve Amerika'da Polonyalı Köylüler) adlı eserindeki daha tu­tuk sosyolojiye kadar toplumun kenardaki sektörleri dikkatle incelenmeye değer bir şey olarak kabul edildiler; bu dikkatli ince­leme, sosyologların payına düştü. Sosyo­loglar, köylülerde, Lümpen proletarialar-da, başıboş seyyahlar ve işportacılarda, iş­siz, yan-işsiz, yoksul ve göçmenlerde, fu­huş ve suçlarda, terkedilen eşlerde, evli ol­mayan anneler ve gayrı meşru çocuklarda kendi araştırma konularını buldular; bunlar diğer akademik disiplinler tarafından gö-zardı edilmiş konulardı. Krallar ve savaşla­rını ve imparatorlukların mukadderatlarını anlatan siyasal tarih, yoksul lan konu almı­yordu. Staatswissenschaft (devlet bilim) ve yasalar ve siyasal kurumlarla ilgilenen siyaset bilimi onlarla ceza hukukuna konu olmaları dışında ilgilenmiyordu. Uzak di­yarlar ve ilkel halklarla uğraşan beşerî coğ­rafya ve etnoloji de sıradan halkı ihmal edi­yordu. İnsanları rasyonel varlıklar olarak ele alan iktisat teorisi, gelenek ve cehalet bağlan altında ve sefalet zincirleriyle bağlı biçimde yaşayanlara hiç yer vermiyordu.

Sosyologlar 'disiplinlerinin, en azından gelecekte sosyal hayatın kanunlarını keşfe­debileceği kanaatindeydiler. İşbölümü yo­luyla basitlikten karmaşıklığa (Spencer) Gemeinschaft (cemaat) tan Gesselschaft'a (toplum) (Tönnies), mekanik dayanışma­dan organik dayanışmaya (Durkheim), kır ve kent toplumu (Reid), birinci (aile gibi) gruplardan ikincil, yani anonim (imperso-nal) gruplara giden değişim ve sürekliliğin, sosyal düzen ve çatışmanın şartlan sosyo­lojik yorumlann konusu oldu. Bu, sosyo­logların kendi disiplinleri için talep ettikleri en derinlikli entellektüel görevdi; bu başka hiç bir disiplinin iltifat etmediği bir görevdi modern çağın doğasını yorumlamaya çalı­şıyordu. Sosyoloji, bu yüzyılın ikinci yan­sında ortaya çıkan bir hastalığa kaptırdı kendini; dünyada bazı şeylerin doğru olma­dığını, modem toplumun tatminkâr olmak­tan uzak bir yol üzerinde geliştiğini, başka­larıyla birlikte telaffuz etmeye başladı. Sos­yologlar bunun, modern toplumlarda olup bitenleri anlama ve açıklamak çabası içinde olan bilim adamları için bunu yapmanın doğru olduğunu savundular. Sosyoloji, Amerikan ve Fransız üniversitelerine, üni­versitelerin araştırma yapıp okuttuklan ko­nular arasına çağdaş dünyayı da katmaları gerektiği düşünülmeye başlandığı zaman kabul edildi ilk kez. Sosyoloji'nin bu bek­lentiyi karşılayacağı düşünüldü.
avatar
FARUK 23
Hudut Kartalı
Hudut Kartalı

Mesaj Sayısı : 731
Kayıt tarihi : 03/07/07

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: SOSYOLOJİ

Mesaj  FARUK 23 Bir Paz Eyl. 30, 2007 11:44 am

Sosyolojinin Konusu


Her ne kadar sosyoloji, daha tikel öner­melere dayanan ve tikel güvenilir gözlem­lenmiş hadiseleri açıklayan tutarlı ve yaygın biçimde kabul görmüş bir genel ya da te­orik önermeler yapısına sahip olma anla­mında bir bilim değilse de, sosyolojik bilgi­nin büyük bir kısmı çeşitli derecelerde ke­sinlik, güvenilirlik ve genellik taşımakta­dır. Halk tarafından sosyolog olarak nite­lenmiş olan bireyler kadar, ömürleri boyun­ca kendilerini sosyolog olarak düşünmeyip de sosyolog olduklan ilan edilmiş olan bi­reyler, gerçekte çeşitli toplumlar, toplumla­rın unsurlan ve eylem türleri konusunda son derece geniş bir heterojen ve ifade edil­memiş bir bilgi kütlesi meydana getirmiş­lerdir. Sistematik olma isteklerine karşın hiçbir sosyolog tüm bu bilgileri henüz siste-matikleşmeyi başarabilmiş değildir. Sos-yologlann inceledikleri toplumlar, temelde kendi toplumları olmuştur, onlar dikkatleri­ni kendi zamanlarındaki toplumlar ve yakın geçmişleri üzerinde yoğunlaştırmışlardır. Sosyolojik teoriler en azından program ola­rak evrensel geçerlilik niyetlerini sürekli belirtm işlerse de, belirli bir zamandaki sos­yolojik araştırmalar, çoğunlukla kendi dö­nemleri ve kendi ülkeleriyle sınırlı kalmış­tır. Başka ülkelerle ilgilenen Tcarşılaşürma-lı sosyoloji' ve uzak geçmişle ilgilenen 'ta­rihsel sosyoloji', sosyolojik literatürün dev gövdesinin çok küçük bir kısmını oluştur­maktadır. Bununla birlikte, sosyolojinin bu iki dalı son yıllarda kabarık bir literatür üretmiştir.

Sosyolojinin bu zaman ve mekâna (sos­yologun yaşadığı çağ ile içinde yaşadığı ül­keye) bağımlı oluşunun çeşitli nedenleri vardır, ilk neden, sosyolojinin 'sosyal prob-lenler' ile, başka deyişle sosyologun kendi döneminin ve toplumunun ahlakî olarak problemli şartlarıyla pratikteki ilgisinden kaynaklanır, ikinci neden, serbestçe elde

edilen istatistikî veriler kullanmayı gerekti­ren sosyolojinin metodlannda yatar. İstatis­tik formunda çok sayıda enformasyonun yönetim (iktidar) tarafından elde edilmesi, büyük çapla ondokuzuncu ve yirminci yüz­yıllarda ortaya çıkmış bir hadisedir ve gü­venilir bilgi edinmek isteyen sosyologlar, çalışmalarını daha çok bu tür en yeni top­lanmış enformasyona dayandırmak zorun­dadırlar. Arşivlerdeki yazılı olup ta basıl­mamış dokümanlar ve basılmış kitaplara delil olarak güvenilmemesi yakın zamanla­ra kadar sosyologların çağdaş olaylar ve du­rumlar hakkında araştırma yapmalarını en­gellemiştir.

Yalnızca çağdaş durumlardadır ki, sos­yologlar doğrudan gözlem ve anket yoluyla incelemeleri için güvenilir veriler yarata­bildiler. Bu, bir zamanlar bazı önde gelen sosyologlar tarafından kullanılan kaynak­lar arasında olan 'hayat-tarihleri'nin araştı­rılmasını engellemez. Yakınlarda sosyo­loglar modern çağların ilk asırlarında haya­tın çeşitli yönlerini tasvir eden istatistik di­zilerini keşfettiler ve en azından bir sosyo­log, klasik bir bilgin olan K. Hopkins, antik Roma toplumu üzerine niceliksel bir çalış­ma yapmıştı. Giderek artan sayıda sosyolog ufuklarını genişletti ve kendilerininkinden başka toplumları da incelemeye başladı. Halihazırda bile kendi zamanlarından ve mekânlarından uzak toplumları inceleyen sosyologlar, sosyoloji mesleği dahilinde nisbeten küçük bir azınlık olarak kalmakta­dırlar.

Araştırmalarını yürüten sosyologların çoğunluğu ise hala, daha sofistike bir şekil­de de olsa, yirminci yüzyılın başlarında al­dığı şekliyle deneysel sosyolojinin gözde konulan, yani 'sosyal problemler' üzerinde

çalışmaktadırlar. Onlar ailelerin bunalım­larını ve çözülmelerini, eşlerin birbiriyle ilişkilerinde ortaya çıkan çatışmaları ve ebeveyn ile çocuklar arasındaki çatışmaları incelemektedirler. Onlar suçluluk ve sosyal sapkınlıklarla ilgilenirler, genç nüfusun boş zaman arayışını araştırırlar; yaşlılığı, özel­likle de kendilerine iş bulunmayacak du­rumda olan yaşlıları incelerler. Sosyal ayık­lanma süresini, yüksek tabakada doğmanın avantajlarını ve aşağı tabakada doğmanın dezavantajlarını araştırırlar. Demokrasinin önündeki engelleri araştırma konusu yapar­lar. İkinci Dünya Savaşından sonraki dö­nemde sosyologların ufkundan kaybolan yoksul ve güçsüzlerin durumu eski gözde günlerine tekrar kavuştu. Sosyologlar hala bu karmaşık fenomenleri araştırmaya de­vam etmekteler, fakat bu fenomenlerin sa­yılan arttıkça ve yerleri pekiştikçe onlara yeni alanlar katılmaktadır. Bir dereceye ka­dar bu yeni alanlar 'fakirliğin* ve modem sa­nayi toplumlarının diğer nazik konuların­daki incelemelerin bir yayılımıdır (uzantı­sı).

Buna karşılık, bir zamanlar sosyolojinin ilgi duyduğu diğer büyük konulardan olan kırsal kesime dair incelemeler, Batı ülkele­rindeki sosyolojik faaliyetlerin programın­da daha önemsiz bir yer işgal eder. Kırsal kesimden büyük şehirlere göç konusunun önemi azalmış, öte yandan uluslararası göç­ler ve göçmenler yeniden önem kazanmış­tır; bu konu içinde bulunduğumuz yüzyılın ilk çeyreğindeki amerikan sosyolojisinde sahip olduğu gözdeliği Avrupa kıtasında yapılan sosyolojik araştırmalarda yeniden kazanmıştır. Şehir topluluklarının incelen­mesi, Amerikan sosyoloj isindeki çöküşten sonra artış göstermiştir; şehir incelemeleri,

geçmişte olduğundan daha fazla 'iç şehir'in metruk bölgelerini ve kenar mahalleleri in­celeme konusu yapmıştır.

Bir toplum içindeki etnik gruplar arasın­daki etkileşim, yirminci yüzyılın ilk yarısı boyunca Amerikan sosyolojisinde baskın bir konu olmuştu; bu durum daha sonra önemini kaybetti, fakat yaklaşık yirmi yıl sonra tekrar eski önemine kavuştu. Bu ko­nu, şimdilerde de Amerika'da önemli bir konudur. Tîtnik önyargı' konusundaki ince­lemeler bu faaliyetlerin bir uzantısıydı; fa­kat ondan da vazgeçildi ve temelleri araştı­rılmadı. Etnik ilişkiler ve özellikle 'milli­yetler' üzerine yapılan incelemeler I. Dünya Savaşı öncesi Orta Avrupa'daki sosyologla­rın başlıca konulan arasındaydı, ama daha sonra hemen tamamen ortadan kayboldu. Geçmiş yüzyılda yine Amerikalı ve Avru­palı sosyologların önemli bir araştırma ala­nı haline geldi.

Meslekî sınıflar arasındaki hareketlili­ğin incelenmesi, yüzyılın başlarında ve on­dan önceki on ya da yirmi yılda Fransa, Al­manya ve ingiltere'deki deneysel (ampirik) sosyolojinin başlıca konusu olmuştu. Bu konu 1920'lerden itibaren Birleşik Devlet-ler'de artan bir ilgiye mazhar olmuştu; bu tarihten itibaren Avrupa ve Amerikan sos­yolojisinin temelli bir konusu olmaya de­vam etti. O, geçmişin incelenmesiyle, İngil­tere'de sosyolojik araştırmanın en aktif kıs­mı olmuştu.

Sanayi sosyolojisi - işyerlerindeki sosyal ilişkilerin incelenmesi- Birleşik Devlet-Ier'de 19301u yıllarda ve sonra tekrar Birle­şik Devletler ile İngiltere'de II. Dünya sava­şından kısa bir süre sonra büyük bir araştır­ma alanı haline geldiği noktaya yavaş yavaş yükseldi, fakat sonra gözden düştü, öte

yandan, işletmeciliğin II. Dünya savaşın­dan önce nadiren varolmuş olan firmaların işletmecilerinin kariyelerinin sosyolojik incelemesi savaş sonrası İngiltere ve Ame­rika'da sosyologlara daha ilginç gelmeye başladı. Sosyal statü ve saygınlık hiyerarşi­sinin incelenmesi ilkin 1930'larda Birleşik Devletler'deki küçük topluluklar üzerinde icra edilmişti, daha sonra savaş sonrası yıl­larda tutumların örnekseme (sample) sör-veylerinin gelişmesini takiben ulusal bir öl­çeğe genişletildi. Bu konu, başka ülkelerde çok fazla işlenmemiştir. Her ne kadar ikti­satçılar ve eğitimciler tarafından geliştiril­me şsc de, sanayileşme düzeyi, ekonomik verimlilik ve ekonomik kalkınma oram (ki­şi) ile ilişki içindeki eğitsel becerilerin ulus­lararası karşılaştırması eğitim sosyologla­rının görevi olmuştu. Öğretim mesleğinin, sınıfların 'sosyal atmosfer'İnİn, okullar ve eğitim sistemlerinin araştırılması sosyo-loglarca üstlenilmişti. Şimdilerde 'eğitim sosyolojisi' adı verilen bütün bir uzmanlık alanı mevcuttur.

Askerî konumların incelenmesi, sosyo­lojide çok yani bir alandır. Bu alan II. Dün­ya Savaşı sonrasında ortaya çıkmış olup ka­barık bir literatür meydana getirilmiştir; bunlar silahlı kuvvetlerin içbütünlüğü ve morali, askeri disiplin, farklı tabakalardan gelen askerlerin kaydedilmesi ve silahlı kuvvetler ile sivil, özellikle de siyasal ku­rumlar arasındaki ilişkiler gibi konuları ih­tiva etmektedir.

Bilimsel kurumların, bilim hakkındaki kanaatlerin ve onun meşruiyetinin, bilim adamlarının kariyerlerinin ve saygınlığı­nın, onlar arasındaki statülerin ve rütbelerin bölüştürülmesinin ve bilimsel bilginin sos­yal yapısının sosyolojik açıdan incelenmesi, küçük, fakat yoğun bir şekilde gelişen bir konu olarak ortaya çıkmıştır. Bu konu II. Dünya savaşından önce çok az bir birikime sahipti. Hatta bazı sosyologlar bilimsel bil­ginin kendisinin bile 'sosyal bir fonomen' olduğunu söylemeye kadar işi vardırmışlar-dır ki, bilgi hakikat (doğruluk) ve geçerlili­ğin herhangi bir başka sosyal konvansiyon­dan faiklı değildir. 'Bilim sosyolojisi' denen bu alanla akraba bir başka alan, 1920'Ierde ve 1930'lann başlarında Almanya'da dün­yaya gelen ve siyasal, ahlakî ve sosyal fel­sefedeki ve de teolojideki inançları farklı türden aydınların 'sınıf konumuna' ya da 'sosyal mevkiine' başvurarak açıklamaya çalışan 'bilgi sosyolojisi'dir. Bu alan Alman sosyolojisinde büyük alaka uyandırmasına rağmen programatik aşamanın ötesine pek geçemedi. (Özellikle burada Kari Mannhe-im'ın Ideologie und Utopİa (İdeoloji ve Ütopya) adlı eseri zikredilmelidir.) "Entel-lektüellerin', kendi aralarındaki ilişkilerin ve sosyal rollerinin incelenmesi bazı ülke­lerde katkılar sağlanmıştır.

Parlamentoların yapısı, partiler, seçim­ler, siyasal kampanyalar gibi siyasal ku­rumlar I. Dünya Savaşı öncesinde Alman­ya, Fransa ve îtalya'daki sosyolojik konular arasında ilk göze çarpanlardı. Seçmen dav­ranışı ve çeşitli meslekî, dinî ve etnik grup­ların siyasal tutumları 1920'lerde ve 1930'larda çeşitti ülkelerde incelenmişti. Birleşik Devletler'de bu araştırmalar olduk­ça geliştirilmiştir. Bu sosyoloji dalı (siyaset sosyolojisi de) Birleşik Devletler'deki ge­lişmelerden büyük bir ivme kazandı ve da­ha sonra da diğer yerlerde; bu daha çok, baş­langıçta sosyolojinin dışında uygulanıp sonradan onunla bütünleşen örnekseme sörveyleri teknikleri sayesinde yaygınlaştı.

Bu alan, o günden beri bütün Batı dünyasın­da sosyologların ve siyaset bilimcilerinin uluslararası işbirliği sayesinde gelişti.

Siyasal ve bürokratik iktidarın icra me­kanizmaları ve otoritenin rolü konusu II. Dünya Savaşı sonrasında Amerikan sosyo­loglarının ilgisini çekmeye başladı; bu daha sonra I. Dünya Savaşı öncesi en önemli Al­man ve İtalyan sosyologlarının dikkatlerini celbeden bir konu olmuştur.

II. Dünya Savaşından sonra bazı sosyo­loglar ilk kez yeni devletlerin oluşumu ve mukadderatıyla ilgilenmeye başladılar. Onlar Asya ve Afrika'daki ilk Avrupa kolo­nilerinde ortaya çıkan yeni devletler ve La­tin Amerika'da bununla ilişkili fenomenler üzerinde çalıştılar; 'Siyasal Gelişme' üzeri­ne incelemeler daha sonra siyaset bilimciler ve antropologlarla sıkı bir teşrik-i mesai içinde olan az sayıda sosyologun ilgilerini çekmeye devam etti. Onlardan bazısı, bu fe­nomeni (siyasal gelişme) tarihî bir bağlam­da ele aldı. Bu alanda Max Weber'in öncü çalışmasına ve Max Weber'in eserlerinin sosyologlar nezdindeki popülerliğine rağ­men, imparatorlukların ve devletlerin geli­şimini karşılaştırmalı olarak inceleyen önemli bir tek kitap yazılmıştır.

'Formel organ isazyon'un sosyolojik in­celemesi, bir dereceye kadar akamedik sos­yolog olmayan kişiler tarafından siyasal ik­tidarın, Özel ve kamu idaresinin inceletil­mesin in ve sanayi sosyolojisinin incelen­mesinin bir yan ürünü olmuştur. Bu konu II. Dünya Savaşının sonrasına kadar sosyolog-larca nadiren incelenmiştir, her ne kadar en büyük ilham kaynaklarından birisi ise de, Max Weber'in bürokratik otoriteyi incele­mesi, ya I. Dünya Savaşı sırasında, ya da bi­raz sonrasında yazılmıştır. O günden bu yana bu konu, sosyologların ana konularından biri oldu.

Hemen hemen la başlangıcından beri sosyologlar, sosyal hareketlerin incelen­mesiyle ilgilenegelmişlerdir; bunlar işçi ve sosyalist harekeüer, devrimler, nümayişler, kitleler, ağıtlar ve siyasal ideolojileri içerir­ler. Bu konular daha önceleri çeşitli Avrupa ülkelerinde, özellikle de Fransa ve italya'da XIX. yüzyılın sonlarında ele alınmıştır. Bu ilgi daha sonraları I. Dünya Savaşından ön­ce Almanya'ya ve 1920'ler ve 1930'larda Amerika'ya sıçramıştır. Her ne kadar o gün-dan sonra sosyologların en gözde ilgilerin­den biri olma mevkii sarsılmışsa da, o gün bugündür bu ilgi devam etmektedir.

Dinin sosyolojik açıdan incelenmesi, özellikle de dinî mezheplerin incelenmesi sosyolojik ilgilerin daima merkezinde yer almıştır .Modern sosyolojinin iki büyük temsilcisi Weber ve Durkheim, dinî feno­menleri katı bir şekilde kendi toplum anla­yışlarının merkezine yerleştirmişlerdir ve bu durum o günden bu yana devam etmiştir. Bu, sosyologların tüm faaliyetlerinin en ev­rensel olanlarından birisidir. Fransız, Al­man, Hollandalı ingiliz, italyan ve Ameri­kan sosyologlarının tümü de bu alanda nis-beten yüksek sayılarda çalışmalar yapmış­lardır.

Sonuç olarak sosyolojinin dört Önemli işlev üstlendiğini söyleyebiliriz:

1) Sosyo­loji, deneysel incelemeler ve araştırmalar sayesinde modem toplumların anlaşılması­na ayrıntılı katkılarda bulunmuştur;

2) Sos­yoloji, eylem (action)in sosyal bağlamını araştırmak suretiyle hukuk ve ahlaktaki bi­reysel sorumluluğun mahiyeti hakkında önemli sorular ortaya atmıştır;

3) Sosyoloji diğer disiplinlerdeki, özellikle de tarih, felsefe ve iktisattaki gelişmelere azımsanma-yacak katkılarda bulunmuştur

4) Nihayet sosyoloji, özel olarak seküler bir sanayi me­deniyetinin çıkarmalarına duyarlı yeni bir bilinç türü olarak değerlendirilebilir.
avatar
FARUK 23
Hudut Kartalı
Hudut Kartalı

Mesaj Sayısı : 731
Kayıt tarihi : 03/07/07

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: SOSYOLOJİ

Mesaj  Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz