BEŞER VE PEYGAMBER OLARAK KUR'AN'DA HZ. MUHAMMED (SAV)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

BEŞER VE PEYGAMBER OLARAK KUR'AN'DA HZ. MUHAMMED (SAV)

Mesaj  Jöntürk Bir Ptsi Tem. 02, 2007 2:26 am

Prof. Dr. Ali AKYÜZ

Hz. Peygamberi tanımak; onu kabullenmek, yakınlık hissetmek, örnek almak ve sevmek için vazgeçilmez bir esastır. Tanımadan ne iman etmek, ne sevmek ne de örneklemek söz konusu olamaz. Tebliğin baş köşesine seçtiğimiz kelam-ı ilahî de bunu açıkça ifade etmekte ve inkâr edenlere, peygamberlerini tanımadıkları için mi onu reddettiklerini sormaktadır.

Sadece tanımak yeterli bir öğe değildir. Asıl ve önemli olan yeterli ve doğru tanımaktır. Amaç; Hz, Peygamberin, beşer üstü niteliğini değil, beşeri kimliğini bilmek ve tanımaktır. Beşer üstü niteliği, yani nebevî kimliği, imanla sorumlu olduğumuz alanla ilgili olup, bilgi sınırlarımız ve kavrayışımızın dışında, sadece peygamberlerin müşahede ettiği, örneklemekten söz etmenin bile anlamsız olduğu hususî ve çok özel bir tecrübedir. Beşerî kimliği ise, kavramak, öğrenmek ve örnek almak zorunda olduğumuz, ilahi vahyin somutlaştığı formattır.

Hz. Peygamberi tanımak, doğru anlamak ve özellikle örneklenmesi için dikkat edilmesi gereken hususlardan biri belki de ilki İslâm'ın ulusal bir din, elçisinin de ulus peygamber olmadığıdır. Evrensel değerleri ihtiva eden mesajları olan bu din, merkeze yerleştirdiği "insan" anlayışı ile mahallî ve millî motifleri sevgi ile kucaklayarak, farklılaşan pratikleri, aynı özden kaynaklanan değerler manzumesinin tabii bir sonucu ve farklı bir formatı olarak görür ve kültürel zenginliğin gelişmesine imkân sağlar. Bu sebepledir ki, aynı evrensel değerlerin ortaya çıkardığı farklı formatlar zıtlaşmayı değil yakınlığı doğurur. Hz. Peygamberi tanır ve örneklerken yöresel ve kültürel motiflerin dinî olandan ayırt edilmesinde belki de en önemli yardımı, Kitap-Sünnet bütünlüğünü gözden kaçırmadan, sünnetin her zaman üç boyutlu, yani; fiilî, kavlî, takrirî, olarak algılanması sağlayacaktır.



HZ. PEYGAMBER’İN NEBEVÎ KİMLİĞİ
(Beşerüstü Niteliği, Tüzel Kişiliği)
HZ. PEYGAMBER'İN RİSÂLETİ, TEBLİĞ SORUMLULUĞU VE ÖĞRETİSİ
Seçkin, seciyeli ve asil karakterli bir genç, hiç beklemediği bir anda hiç beklemediği bir sesle irkilip, hiç beklemediği, (Sen, bu Kitab'ın sana vahyolunacağını ummuyordun. (Bu) ancak Rabbinden bir rahmet (olarak gelmiş)tir. O halde sakın kâfirlere arka çıkma! Kasas, 86) taşıması zor, (Doğrusu biz sana taşıması ağır bir söz vahyedeceğiz. Müzzemmil ,5) bir benzerini ortaya koymanın imkansız olduğu (De ki: And olsun, bu Kur'ân'ın bir benzerini ortaya koymak üzere ins ü cin bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, onun benzerini ortaya getiremezler. İsra, 8 bir sözü tebliğ etme görevini üslendi. Üstelik okuma yazma bilmeyen (Sen bundan önce ne bir yazı okur, ne de etinle onu yazardın. Öyle olsaydı, bâtıla uyanlar kuşku duyarlardı. Ankebut, 4 bu gence verilen ilk emir oldukça anlamlı ve bir o kadar da şaşırtıcıdır. Seçtiği nebisine bilmediklerini öğreteceğini ifadeyle, bilgilenmeyi inancın temeline oturtma anlayışını haykırarak işe başlamak anlamına gelen bu "İkra" çağrısı, aynı zamanda Arap dilinde 'bir başkasına selâm gönderme" sözcüğü olarak kullanılması, yaratıcının, insanlara selam göndermesine de bir telmih olduğunu düşündürmekte ve mesajın başlangıcını daha sıcak ve anlamlı kılmaktadır;

“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı”. (Alak, 1,2)

“Oku! İnsana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir”. (Alak, 3,4,5)

Tebliğ Sorumluluğu
Hz. Peygamber, herhangi bir menfaat ve karşılık beklemeden, ücret talep etmeden, dokunulmazlığa bürünmeden, herkes gibi olduğunu, hiçbir olağanüstü güç ve yetkiye sahip olmadığını, Allah’ın lütfü ve dilemesi dışında kendisine dahi hiçbir fayda ve zarar verecek güce sahip bulunmadığını her fırsatta vurgulayarak, "Bir Allah" düşüncesini ve Allah'ın kendisine vahyettiği emirleri insanlara tebliğ etmek gibi zor bir görevin seçilmiş kahramanıdır.

(İşte o peygamberler Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy. De ki: Ben buna (peygamberlik görevime) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Bu (Kur'ân) âlemler için ancak bir öğüttür. En'am, 90)

Öğretisi
Öğretisi, ferdî plânda, şirkten uzak, "Bir Allah'a" iman eden ve Allah'tan başkasına boyun eğmeme fikri ekseninde kimlik kazandırma amacı taşıyan, özgüveni, tavrı olan, aşırılıklardan uzak, mutedil, yaşadığı dünyanın imtihan yeri olduğunun bilincinde, her iyiliği öven ve yücelten, her çirkinliği yeren ve reddeden, sabırlı kul ve insan yetiştirmek, sosyal plânda da aynı özden kaynaklanan değerlerin yönlendirdiği, dengeli münasebetleri olan duyarlı bir cemiyet oluşturmaktır. Bu talepleri ileten elçiye Allah adına (izniyle) itaat etmek, öğretinin vazgeçilmez en temel şartı olarak kabul edilmektedir. Zira insan açısından yaratıcı ile diyalogun en önemli öğesi peygamberdir. Aksi takdirde yaratıcı ile diyalog kurma imkânı kalmaz.

Hz. Peygamber’in mesajının karakterini mükemmel bir şekilde özetleyen ve bir toplumsal sözleşmenin değişmez prensiplerini belirleyen aşağıdaki âyet, üslub ve ifade tarzı itibariyle de tam bir beyanname niteliğindedir;

“De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım:

O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın,
ana-babaya iyilik edin,
fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de onların da rızkını biz veririz-,
kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve
Allah'ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın! İşte bunlar Allah'ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız.” (En'am, 151)
Beraberce mutlu bir hayat standardını yakalamanın ilkelerini ifade eden toplumsal sözleşmeye esas teşkil edecek öğretinin 5 temel ilkesini;

İnanç,
Aile ve birey,
Ekonomi,
Ahlâk,(Etik) ve
Sosyal münasebetler ile ilgili düzenlemeleri teklif eden ilkeler olarak özetlemek mümkündür.
Risaleti, Tebliğ Sorumluluğu Ve Öğretisinin İlkelerini Âyetlerin Beyanıyla, Aşağıdaki İfadelerle Tesbit Etmek Mümkündür:
İlk haberci değilim.
Bana ve size ne yapılacağını bilmem.
Allah'ın hazineleri yanım da değil.
Gaybı bilmem.
Ben bir melek de değilim.
Kıyameti bilmem.
Allahın dilemesi dışında kendime zarar ve yarar verecek güce de sahip değilim.
Mucize ve azap ancak Allah kalındadır.
Ben kendime bile zarar-fayda gücüne sahip değilim.
Bütün peygamberler de senin gibi beşerdi. Eş ve çocukları vardı.
Bu mesajı değiştir diyenlere "buna gücüm yetmez".
Temiz şeylere helal, pis şeylere haram eder.
"Rabbinize yönelmemiz dışında sizden bir şey istemiyorum".
Peygamberler de sorgulanacak (Dokunulmazlıkları yoktur)
Müjdeci ve uyarıcıdırlar.
Hz. PEYGAMBERİN AYRICALIKLI YÖNÜ; bütün insanlığa gönderilmiştir, son elçidir.
KARŞILAŞTIĞI GÜÇLÜKLER
(Mesajına Karşı Gösterilen Direnç, Toplumsal Baskı Ve Tepkiler)
Bütün peygamberler gibi Hz. Peygamber de mesajını ilettiği toplumda, ciddiye alınmamakla başlayıp alay edilmek, sürgün edilmek, ölümle tehdit edilmek hatta öldürmeye teşebbüs gibi gittikçe sertleşen tonlarda, insanoğlunun aklına gelebilecek her türlü tepkiyle karşılaşmıştır.

Mesajını reddedenler tarafından Hz. Peygamber'e karşı sürdürülen yıldırma ve sindirme faaliyetlerinden bazılarını, hiçbir yorum yapmadan, Kurân'ı Kerîm'in açık ifadelerinde belirtildiği şekliyle vermekle yetinmek istiyoruz: Peygamber gelmesine şaştılar, Haktan hoşlanmadılar, Alay ettiler, Sizin gibi bir beşeri ciddiye almanız gerekmez, Saçma sapan rüyalardır, Bunları kendisi uydurmaktadır, O bir şairdir, Hiç şüphesiz o bir delidir, Size üstün ve hâkim olmak isteyen birisidir, Allah istese melek peygamber gönderirdi, Bu bir sihirdir, Bu insan sözünden başka bir şey değildir, Kuranı ona birisi öğretiyor, Bu adam yalancı bir sihirbazdır, Bu apaçık bir büyüdür, Mecnun bir şairdir, Geçmiş ümmetlere ait masallardır diyerek iftira ettiler.

Vahyin dışındaki bir anlayışı Allah’a isnat ettirmek ve vahyi değiştirmek için baskı yapmaları, Nebi'nin çevresinde bulunan insanları hor görüp, küçümseyerek onlara karşı tavır almasını istemeleri, O’nu dinlemeye olan tahammülsüzlük ve hoşgörüsüzlükleri, düşmanlık için hesaplar yapmaları, onu sürgün etmek için dünyayı başına dar getirecek kadar hakaret ve eziyet etmeleri, Hep yalana kulak vermeleri, Dört bir yandan peygambere hücum etmeleri ve tepkiyi yönlendiren yöneticilerin Peygamber'e karşı sürdürülen direnci toplumsal linç boyutuna taşıyacak kadar ileri götürmeleri, onun karşılaştığı güçlüklerden bazılarıdır.

İnsan haysiyet ve onuru ile bağdaşmayan, hiçbir evrensel norma saygısı olmayan, kural, değer tanımayan, ölçüsüz, ilkesiz ve hiç de ahlâkî olmayan direniş ve baskıya rağmen, Hz. Peygamber'in azimle tebliğe devam etmesindeki en büyük tesellisi, belki de nübüvvetin değişmez kanununun çile ve sıkıntı olduğu bilincini ona kazandıran ilahî mesaja sıkı sıkıya kulak vermesi ve ona gönülden bağlanmasıdır.

Çile çekmek, nübüvvetin değişmeyen kanunudur;

“Müşrikler, sana vahyettiğimizden başka bir şeyi yalan yere bize isnat etmen için seni, nerdeyse, sana vahyettiğimizden saptıracaklar ve ancak o takdirde seni candan dost kabul edeceklerdi.” (İsra,73)

“Eğer seni sebatkâr kılmasaydık, gerçekten, nerdeyse onlara birazcık meyledecektin.” (İsra,74)

“O zaman, hiç şüphesiz sana hayatın ve ölümün sıkıntılarını kat kat tattırırdık; sonra bize karşı kendin için bir yardımcı da bulamazdın.” (İsra,75)

“Yine onlar, seni yurdundan çıkarmak için nerdeyse dünyayı başına dar getirecekler. O takdirde, senin ardından kendileri de fazla kalamazlar.” (İsra,76)

“Senden önce gönderdiğimiz peygamberler hakkındaki kanun da budur. Bizim kanunumuzda hiçbir değişiklik bulamazsın.” (İsra,77)

Karşılaştığı Güçlükleri, Tepki Ve İftiraları Belirten Âyetlerden Bazıları:
“Muhakkak ki biz, bu Kur'ân'da insanlara her türlü misali çeşitli şekillerde anlattık. Yine de insanların çoğu inkârcılıktan başkasını kabullenmediler.” (İsra, 89)

“Onlar: "Sen, dediler, bizim için yerden bir kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız." (İsra, 90)

"Veya senin bir hurma bahçen ve üzüm bağın olmalı; Öyle ki, içlerinden gürül gürül ırmaklar akıtmalısın." (İsra, 91)

"Yahut iddia ettiğin gibi, üzerimize gökten parçalar yağdırmalısın veya Allah'ı ve melekleri gözümüzün önüne getirmelisin." (İsra,92)

"Yahut da altından bir evin olmalı, ya da göğe çıkmalısın. Bize, okuyacağımız bir kitap indirmediğin sürece (göğe) çıktığına da asla inanmayız. De ki: Rabbimi tenzih ederim. Ben, sadece beşer bir elçiyim.” (İsra,93)

“Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse, onlar bunu, hep alaya alarak, kalpleri oyuna, eğlenceye dalarak dinlemişlerdir. O zalimler şöyle fısıldaştılar: Bu (Muhammed), sizin gibi bir beşer olmaktan başka nedir ki! Siz şimdi gözünüz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?” (Enbiya, 2, 3)

“Âyetlerimiz açık açık kendilerine okunduğunda, kâfirlerin suratlarında hoşnutsuzluk sezersin. Onlar, kendilerine âyetlerimizi okuyanların neredeyse üzerlerine saldırırlar. De ki: Size bundan (bu öfke ve huzursuzluğunuzdan) daha kötüsünü bildireyim mi? Cehennem! Allah, onu kâfirlere (ceza olarak) bildirdi. O, ne kötü sondur!” (Hac, 72)

"Ona Rabbinden (başkaca) mucizeler indirilmeli değil miydi?" derler. De ki: Mucizeler ancak Allah'ın katındadır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım.”(Ankebut, 50)

“Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah dilemedikçe yine de inanacak değillerdi; fakat çokları bunu bilmezler.” (En'am, 111)
avatar
Jöntürk
Astsubay Üstçavuş
Astsubay Üstçavuş

Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 02/07/07

Character sheet
OYUN: 5

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: BEŞER VE PEYGAMBER OLARAK KUR'AN'DA HZ. MUHAMMED (SAV)

Mesaj  Jöntürk Bir Ptsi Tem. 02, 2007 2:27 am

İLÂHÎ HİMAYE VE BAŞARISI
(Zafere Giden Yol)
Yapılan bütün baskı, iftira ve hakaretlere rağmen Allah’a güvenip dayanan Peygamberini, Yüce Rabbi yalnız bırakmadı, ona küsmedi, darılmadı, ondan yardımını esirgemedi ve kendisine yapılan iftiraların hepsini vahyi ile tek tek yalanlamakla beraber, diğer peygamberleri gibi onun da kendi himayesinde olduğunu açıkça müjdeledi.

Ayrıca meleklerin ve mü'minlerin yardımıyla onu destekleyeceğini ve ona yardım edenlere yardımcı olacağını, kendinden başka hiç kimseden korkmaması gerektiğini ve zaten onun huzurunda ve gözetiminde olan peygamberlerin kimseden korkmadığını, yüce Rabbin ona verdiği sözden caymadığını, Allah ve meleklerin ona salât ve selâm söylediğini, sonuç itibariyle onu en kolaya, başarıya ve yakın bir zafere ulaştıracağını; (Allah, "Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz, diye yazmıştır" Mücadele, 21) diyerek müjdeleyip üzülmemesi için teselli etmektedir.

Hiç kimsenin onu incitmesine bile razı olmadığını, bunu yapanları hem dünya hem de âhirette cezalandıracağını; ("Allah ve Resulünü incitenlere Allah, dünyada ve âhirette lanet etmiş ve onlar için horlayıcı bir azap hazırlamıştır" Ahzab, 57) ifadesiyle açıkça belirtmektedir.

Yüce Allah'ın, Peygambere Yapılan İftiraları Boşa Çıkarıp Yalanlaması, Onu Ve Bütün Peygamberleri Himaye Edeceğini İfade Eden Âyetlerden Bazıları:
“(Rasûlüm!) İnkârda yarışanlar sana kaygı vermesin. Çünkü onlar, Allah'a hiçbir zarar veremezler. Allah onlara, âhiretten yana bir nasip vermemek istiyor. Onlar için çok büyük bir azap vardır.” ( Al-i İmrân, 176)

“Şüphesiz ki, benim koruyanım Kitab'ı indiren Allah'tır. Ve O bütün salih kullarını görüp gözetir.” (Araf, 196)

“Eğer sana hile yapmak isterlerse, şunu bil ki, Allah sana kâfidir. O, seni yardımıyla ve müminlerle destekleyendir.” (Enfal, 62)

“Ey peygamber! Sana ve sana uyan müminlere Allah yeter.” (Enfal, 64),

“Allah ve Rasûlünü incitenlere Allah, dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için horlayıcı bir azap hazırlamıştır.” (Ahzab, 57)

“Şüphesiz ki, benim koruyanım Kitab'ı indiren Allah'tır. Ve O bütün salih kullarını görüp gözetir.” (Araf, 196)

“Sabret! Senin sabrın da ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlardan dolayı kederlenme; kurmakta oldukları tuzaktan kaygı duyma!” (Nahl, 127)

“(Rasûlüm!) Onların yüzünden tasalanma, kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü sıkıntı duyma.” (Neml, 70)

“Allah'ın sana lütfü ve esirgemesi olmasaydı, onlardan bir güruh seni saptırmaya yeltenmişti. Onlar yalnızca kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah sana Kitab'ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğini öğretmiştir. Allah'ın lütfü sana gerçekten büyük olmuştur.” (Nisa, 113)

“Onlar Allah'ın, kalplerindekini bildiği kimselerdir; onlara aldırma, kendilerine öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında tesirli söz söyle.” (Nisa, 63)



BEŞERÎ KİMLİĞİ
(Gerçek ve Özel Kişiliği )
KİŞİLİĞİ VE KARAKTERİ
Güzel ve temiz giyinen, güzel konuşan, olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan, gönlü geniş, ufku açık ve ileri görüşlü, şerefli ve şanı yüce, gece gündüz demeden çalışan, gayretli, Kureyş aristokratlarının hoşlanmadığı ve çevresinden uzaklaştırmak istediği mütevazı insanları çevresinden uzaklaştırmak bir yana onları sahiplenip değer veren, vefalı ve yanında bulunanları sosyal statüleri ile değerlendirmeyen, insan olma erdemini yeterli gören, alçak gönüllü, utangaç, şefkâtli ve son derece merhametli biri idi. Onun şefkât ve merhametli kimliğini yüce Rabbi şu kelâm-ı ezelîsi ile niteleyerek ebedîleştirmektedir;

“And olsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.” (Tevbe,128)

“Bu yeni Kitab'a inanmazlarsa (ve bu yüzden helak olurlarsa) arkalarından üzüntüyle neredeyse kendini harap edeceksin.” (Kehf, 6)

“Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldi ise, yapabilirsen yerin içine inebileceğin bir tünel ya da göğe çıkabileceğin bir merdiven ara ki onlara bir mucize getiresin! Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplayıp birleştirirdi, o halde sakın cahillerden olma!” (En'am, 35)

“(Rasûlüm!) Sen, onların hidayete ermelerine çok düşkünlük göstersen de bil ki Allah, saptırdığı kimseyi (dilemezse) hidayete erdirmez. Onların yardımcıları da yoktur.” (Nahl, 37)

“Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu iman edecek değillerdir.” (Yusuf, 103)

Hz. Peygamberin Kişilik Ve Karakterini Belirleyen Âyetlerden Bazıları:
“(Rasûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 107)

“Sana uyan müminlere kol kanat ger.” (Şuara, 215)

“Elbiseni tertemiz tut.” (Müddessir,4)

“(Rasulüm!) Şimdi sen güzelce sabret.” (Meâric,5)

“Onların (müşriklerin) söylediklerine katlan ve onlardan güzellikle ayrıl.” (Müzzemmil,10)

“Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz.” (Mü'minûn, 96)

BEŞERİYETİ VE KULLUĞU
Bütün peygamberler gibi Hz. Peygamber'in de bir beşer ve kul olduğu tartışmasız bir hakikattir. Peygamberler de herkes gibi ölümlü olduklarını, ibadetle ve bütün emirlerle sorumlu tutulacaklarını, dokunulmazlıklarının olmadığını, insanlara tebliğ ettikleri emirlerin aksine davranma hürriyet ve tercihlerinin kesinlikle bulunmadığını, böyle bir davranışta bulunmaktan Allah'a sığınıp onun azabından korktuklarını sık sık ifadeyle kulluk konusunda herkesten daha duyarlı olduklarını açıklamış ve davranışlarıyla da göstermişlerdir.

Bir beşerin peygamber olarak gönderilmesini şaşkınlıkla karşılayanlara Peygamberin lisanıyla Allah, daha önce gelip geçmiş ümmetlere gönderilen nebilerin de herkes gibi yiyen içen, çarşı pazarda gezip dolaşan, çoluk çocuğu olan ölümlü birer insan olduklarını hatırlatarak bunu yadırgamamaları gerektiğini ve eğer onlar melek olsaydı o takdirde onlara melek peygamber gönderileceğini ifade ederek, şayet onlara melek peygamber gönderilse yine aynı şekilde büyülendiklerini düşünerek bunu algılayamayacaklarını açıklamaktadır.

Âyetlerde de şöyle buyrulmaktadır:

“(Rasûlüm!) Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de hiç şüphesiz yemek yerler, çarşılarda dolaşırlardı. (Ey insanlar!) Sizin bir kısmınızı diğer bir kısmınıza imtihan (vesilesi) kıldık; (bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin her şeyi hakkıyla görmektedir.” (Furkan,20)

“And olsun senden önce de peygamberler gönderdik ve onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamber için mucize getirme imkânı yoktur. Her müddetin (yazıldığı) bir kitap vardır.” (Ra'd, 3

Peygamberlerin Beşer Ve Kul Olduklarını İfade Eden Âyeterden Bazıları:
“Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri sorguya çekeceğimiz gibi, gönderilen peygamberlere de mutlaka soracağız.” (Araf,6)

“De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana İlâhınızın bir tek İlâh olduğu vahy olunuyor. Artık O'na yönelin, O'ndan mağfiret dileyin. Ortak koşanların vay haline!”(Fussilet, 6)

“Ben size: "Allah'ın hazineleri benim yanımdadır" demiyorum, gaybı da bilmem. "Ben bir meleğim" de demiyorum, sizin gözlerinizin hor gördüğü kimseler için, "Allah onlara asla bir hayır vermeyecektir" diyemem. Onların kalplerinde olanı, Allah daha iyi bilir. Onları kovduğum takdirde ben gerçekten zalimlerden olurum."(Hud, 31)

“Peygamberleri onlara dediler ki: "(Evet) biz sizin gibi bir insandan başkası değiliz. Fakat Allah nimetini kullarından dilediğine lütfeder. Allah'ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemize imkân yoktur. Mü'minler ancak Allah'a dayansınlar. " (İbrahim, 11)

SOSYAL MÜNASEBETLERİ VE TAVRI
Sorumluluğunun bilincinde, insana değer veren, çevresinde bulunan herkesin acısını içinde hisseden, kendisine inanmayanların bile mahvolup gitmesine olan üzüntüsünden dolayı kendisini kahreden, özgüven sahibi, başkalarının kimliğine saygılı, içinde yaşadığı toplumun tabii ve beşerî kültür mozaiğine sıcak, geçmişe ve peygamberler ailesine vefalı, Müslüman olan ve olmayan herkesle iyi diyalog kurup onlara güzel davranan, barışın en doğru yol olduğunu, barış ve esenlik içinde yaşamanın savaştan daima iyi ve güzel olduğunu, hiç kimsenin inanç ve kanaatlerini değiştirmeye zorlanamayacağını düstur edinmiş bir sosyal münasebet çizgisi vardı.

Hayatı boyunca kendisiyle ilgili her haksızlığa bağışlamayla mukabelede bulunmuş, ancak kamu hakkının söz konusu olduğu yerde gerekeni yapmıştır. Araştıran herkes, onun her türlü duasında bu hususun belirleyici olduğunu kolayca fark eder.

Kendisini inkâr eden ve ona düşmanlık edenlere karşı tavrını belirleyip, tavsif eden Kur'ân'ın ifadelerinden anlaşıldığına göre o, muhataplarının eleştirilerine katlanır, hemen kabullenmelerini beklemek yerine onlara süre verir ve sabırlı davranır, kabullenmeyenleri de kendileriyle baş başa bırakır ve Allah'a tevekkül eder, kabalıklarına tahammül gösterir, sert ve kaba değil nazik ve zarif davranır, bağışlayıcı olur, güzel ve etkileyici sözlerle onları imana ve doğruluğa çağırır, ayrılırken de güzellikle ayrılırdı.

Müslüman kadınlara davranışını, kadın kimliğine kazandırdığı kıymet ve değeri, bütün zorluk ve güçlüklere rağmen iffet, onur ve haysiyetini koruyan ve Allah'a kulluğun en güzel mücadelesini veren, azim ve kararlılık abidesi olarak ona da ümmetine de örnek kimlik olarak sunulmak suretiyle, hikâyesi Kurân'ı Kerim'de anılmaya lâyık Hz. Meryem'in bayraklaşan kimliğini en güzel şekilde açıklamaktadır. Ayrıca o Nebi, cemiyetin çok önemli bir üyesi olan kadınla daha önce benzeri görülmemiş bir sosyal sözleşme yapmış ve ona toplumsal fonksiyonunu ve o olmadan kusursuz bir cemiyetin olamayacağını, çok daha önemlisi varlık-yokluk arasında gidip gelen kadına, yaratıcının verdiği değeri ve kendini önemsemeyi öğretmiştir:

“Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, hiç yoktan yalan uydurarak iftira atmamak, İyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Mümtehine, 12)

Sosyal Münasebetleri Ve Tavrını İfade Eden Âyetlerden Bazıları:
“Sakın onlardan bazı sınıflara verdiğimiz dünya malına göz dikme, onlardan dolayı üzülme ve müminlere alçak gönüllü ol.” (Hicr, 8

“Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz.” (Mü'minûn, 96)

“(Rasulüm!) Şimdi sen güzelce sabret.” (Meric,5)

“Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.” (A'raf,6

“Irzını iffetle korumuş olanı (Meryem'i de an). Biz ona ruhumuzdan üfledik; onu ve oğlunu cümle âlem için bir ibret kıldık.” (Enbiya,91)

“O (Allah), Kitap'ta size şöyle indirmiştir ki: Allah'ın âyetlerinin inkar edildiğini yahut onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya (konuya geçinceye) kadar kâfirlerle beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Elbette Allah, münafıkları ve kâfirleri cehennemde bir araya getirecektir.” (Nisa, 140)
avatar
Jöntürk
Astsubay Üstçavuş
Astsubay Üstçavuş

Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 02/07/07

Character sheet
OYUN: 5

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz